Kayıtlar

ANADOLU MEDENİYETLERİ MÜZESİ GEÇ HİTİT KRALLIĞI

Resim
Hititlilerle ilgili ilk görsel bilgim İvriz Kaya Anıtı ile gerçekleşmiş, Tarih Öğretmenimiz Hüseyin Seçmen’in aktardığı bilgilerle olgunlaşmıştı. Ardından Ankara Anıtkabir Aslanlı yolda Hititlerin sanat üslubu ile yaptıkları, kuvvet ve sükuneti temsil eden aslan heykelleri ve Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ndeki eserleriyle de doruk noktasına çıkmıştı. Anadolu’da varlığını sürdürmüş uygarlıkların geleceğe bıraktıkları eserlere bakıldığında, onları genellikle göz alıcı bulmaktayız. Eserlerin yaratıcılarının, bu süreçte hangi kaygı ile hareket ettiklerini tam olarak bilenmese de “güzellik” arayışlarının olduğunu rahatlıkla söylenebilir. Bergama Sunağı, Herakles Lahdi, Truva Eserleri ve daha niceleri, bizlere estetik kaygısı olan bir sanatçının elinden çıktığı hissini verir. Hitit eserlerine baktığımızda genellikle aynı incelik hissedilmese de onların sanatçı kişiliğinin olmadığı anlamına gelmez. Hitit mimari ve sanat anlayışının geleceğe etkisi o kadar büyü...

ANADOLU MEDENİYETLERİ MÜZESİ FRİG KRALLIĞI

Resim
Frigler denince aklıma ‘’Eşek Kulaklı Midas’’ miti geliyor. Liseli yıllarımızda tarih derslerini sıkıcı olmaktan kurtarmak isteyen bazı öğretmenlerimiz senaryolar ve mitlerle derse girerlerdi. Ben de bu senaryolardan biri ile, Fethiyeli Midas ile Frigler konusunu işlemek istiyorum. Frig Kralı Gordios ölmüştür. Halk çok üzgündür. Kral Gordios, yerine geçecek kimse bırakmamıştır. Ülkenin ileri gelenleri toplanır ve kâhinlerden yardım ister. Kâhinler kehanette bulunurlar ve şu andan itibaren Gordion'a arabasıyla ilk giren kral olacaktır derler. Kehanete uygun olan ise Kral Midas'tır. Krallığı gibi yaşamı ve ölümü üzerine de mitolojiler yazılmıştır. Yaşamı boyunca acılar çekmiş olan Midas, "eşek kulaklarıyla" ve dokunduğu her şeyi altına çevirmesiyle ünlenmiştir. Telmessos (Fethiye) Antik inde yaşamakta olan Midas’ın Mitolojiye göre acı dolu hayat öyküsü şöyle başlar. Her nasılsa Telmessos’tan demir çemberli tekerlekleri olan bir araba ile ayrılan Midas Kral...

ANADOLU MEDENİYETLERİ MÜZESİ HİTİT İMPARATORLUK ÇAĞI

Resim
Yazılı metinlere göre; Asur Koloni Çağı’nın son safhalarında, Hititler Anadolu’da şehir beylikleri halinde yaşamaktaydılar. Şehir beylikleri halinde yaşayan Hititlerin birleşmesiyle, Anadolu’nun merkezi sistemle idare edilen ilk devleti kurulmuştur.  Eski Asurlu Kolonileri kuranların Anadolu’yu terk etmesinden bir süre sonra, Hitit devletinin başarılı krallarından biri olan I. Hattuşili, devletin başkentini Kaniş ’ten Hattuşa’ya, bu günkü Boğazköy’e taşımıştır. Ülke içindeki politik çekişmeler nedeniyle zayıflayan Eski Hitit Krallığı İ. Ö. II. binin ikinci yarısında, yeniden kuvvetlenmiş ve bir imparatorluk haline gelmiştir. Mısır’la Babil’in yanında, Ön Asya’nın üçüncü büyük politik gücünü oluşturmuştur. Eski Hitit Krallığı olarak anılan dönemde sanat, başta Boğazköy olmak üzere; Anadolu geleneğine bağlı olarak Alacahöyük, Eskiyapar, İnandık, Maşathöyük gibi yerlerde yeşermiştir. Seramikte teknik ve form, Asur Ticaret Kolonileri Çağı’nda yaratılmış ol...

ANADOLU MEDENİYETLERİ MÜZESİ ASUR TİCARET KOLONİLERİ

Resim
Asur Ticaret Kolonileri Çağı başlangıcı aynı zamanda Anadolu’da yazılı tarihin ve Orta Tunç Çağı’nın başlangıcıdır. M.Ö.1960 yıllarında Kuzey Mezopotamya’daki Eski Asur Devleti, Anadolu ile gelişmiş bir ticaret sistemi kurmuştu. Bu dönemde Anadolu’daki çoğunluğu Geç Hattiler’in ya da yerli halkın oluşturduğu feodal şehir krallıkları oluşturuyordu.  Mezopotamyalılar, Asur’un öncülüğünde, Kuzey komşuları ile geniş ve sistemli ticari ilişkiye girdiler. Beraberlerinde Anadolu’ya yabancı olan dillerini, çivi yazılarını ve silindir mühür geleneğini getirdiler. Böylece, Anadolu M.Ö. 1950 yıllarından itibaren yazılı tarih çağlarına girmiş oldu. Tüccarlar gidiş ve gelişlerinde ulaşım aracı olarak eşek kervanları kullanıyorlardı. Anadolu’ya gelirken kullandıkları yol; Diyarbakır, Malatya, Urfa, Maraş ya da Adana’yı İç Anadolu’ya bağlayan Toros Dağları arasındaki geçitler idi. Ticaretin temelini Asur’dan Anadolu’ya getirilen kalay, keçi kılı, dokuma ürünleri, elbise kumaş...

ANADOLU MEDENİYETLERİ MÜZESİ TUNÇ ÇAĞI

Resim
Dünyanın sayılı müzeleri arasında yer alan Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde, Anadolu arkeolojik eserleri Paleolitik Çağdan başlayarak günümüze kadar, kronolojik bir sırayla sergilenmekte. Bu sergilenmeyi gördükten sonra üzerinde yaşadığım Anadolu’nun zengin tarihi beni hem şaşırtmış hem de onurlandırmıştı. Üzerinde yaşadığım toprakların arkeolojik tarihini, kısmen de olsa, anlamaya ve anlatmaya karar verdim. Geç Kalkolitik Çağ’dan Eski Tunç Çağı’na geçiş kesintisiz olmuştur. Bu iki çağ arasında yer alan kasaba ve köylerde; mimarlık eserleri, yerli geleneğe bağlı kalarak gelişmesini sürdürmüştür. Damga mühürler, idol ya da mini putlar, oval ağızlı kâseler, küre gövdeli çömlekler, iri vazolar, dikdörtgen çanaklar, küpler ve testiler yerini almıştır.  Anadolu, M.Ö. IV. binin sonu, üçüncü binin başlarında, Eski Tunç Çağına girmiştir. Anadolu’da yaşayan insanlar, bakıra kalay katarak tunç elde etmeyi ve bu alaşımdan silah, kap – kacak, süs eşyası üretmeyi başarmışlardır...

ANADOLU MEDENİYETLERİ MÜZESİ KALKOLİTİK ÇAĞ

Resim
Geç Neolitiğin bir devamı olan Kalkolitik Çağ, İ.Ö 5400-3000 yılları arasını kapsamaktadır. Taş aletlerin yanında bakırın da kullanılmaya başlamasından dolayı Kalkolitik Çağ olarak adlandırılmıştır. Kalkolitik Çağ da Neolitikte olduğu gibi; Erken, Orta ve Geç olmak üzere üç evrede incelenir. Erken Kalkolitik Çağ Anadolu’da, bugüne kadar tanınan en gelişmiş Erken Kalkolitik kültür Hacılarda karşımıza çıkmaktadır. Kare ya da dikdörtgen planlı, taş temelli, kerpiç yapılar düz damlıdır. Evler arasındaki dar sokakları ve yerleşmenin etrafını çevreleyen kerpiç koruma duvarı ile Hacılar bir kent görünümündedir. Bitişik düzendeki evlere geniş avludan açılan kapılardan girilir. Evlerdeki geniş mekânlarda küçük bir kutsal alan, işlik, kuyu ve çanak çömlek atölyeleri bulunmaktadır. Bu düzen, günümüzde de Anadolu’nun birçok kasabasında uygulanmakta.   Kentleşme ile geniş ve kapalı avlu uygulaması yok olmaktadır. Hacılarda, bu çağın en belirgin özelli...

ANADOLU MEDENİYETLERİ MÜZESİ NEOLİTİK ÇAĞ

Resim
Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesini gezip, bilgilendikçe üzerinde yaşadığım toprakların aynı zamanda” İnsanlık Tarihi” nin hikâyesi olduğunu öğrendim. Öğrendiklerimi sizlerle paylaşmak istedim. Bundan yaklaşık 10 000 yıl öce, yeni taş baltasıyla avlanmaya çıkan atalarımızdan Xbalta, av bulamadığı için otsu ve tohumlu yabani bitkiler toplamak zorunda kalmıştı. Bunlardan biri de mısır olmalıydı. Bitkinin püsküllü kabuğunu soymuştu. Koçan olarak adlandırılan kısım üzerindeki taneleri hırsla ısırırken, bir taraftan da sinirli bir şekilde, elindeki balta ile önündeki toprağı eşeliyordu. Koçandan düşen tanelerden bir kısmı eşelediği toprağa düşmüştü. Kışın sona erip, güneşin parladığı bir gündü. Birden bastıran yağmurdan kurtulmak için en yakın mağaraya koştu ve toprağa düşen taneleri unuttu. Güneşli ve yağmurlu geçen günlerin sonunda bir gün, unuttuğu topraktaki mısır tanelerinin filizlendiğini gördü. Büyük bir dikkatle gelişmelerini ve büyümelerini izledi. Sonuçta...